Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemleri, Hasan Ocak’ın işkence edilmiş cansız bedeninin Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasının ardından başladı.
Hasan Ocak, 21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrasında gözaltına alınmıştı, kendisinden bir daha haber alınamadı. Kaybedildiği gün kız kardeşinin doğum gününü kutlamak için işinden her zamankinden erken çıkmıştı. Hasan Ocak’tan haber alamayan ailesi, Türkiye’de gözaltında zorla kaybetme vakalarının arttığı o dönemde, Ocak’ın da kaybedilmiş olabileceğinden şüphelendiler. Gittikleri hastaneler, emniyet müdürlüğü ve savcılıklardan herhangi bir sonuca ulaşamadılar. Aldıkları cevap hep aynıydı: “Bizde yok.”
Ocak’ın ailesi 30 Mart’ta anladı ki, “Hasan’la ilgili ters giden bir şeyler var”. Aile, önce yakınları kaybolan diğer ailelerle birlikte İnsan Hakları Derneği’nde (İHD) açlık grevine başladı.
Açlık grevi sürerken İHD’ye gelen bir kadın, dernekte Hasan Ocak’ın fotoğrafını görünce bayıldı ve uyandığında gözaltında Hasan Ocak’la aynı odaya götürüldüklerini anlattı. Aynı dönemde başka kişiler de Hasan Ocak’ın gözaltında olduğuna tanık olduklarını söyledi.
4 Nisan 1995’te aile üyeleri, dönemin İstanbul valisi Hayri Kozakçıoğlu’yla görüşme talepleri reddedilince, “Görüşmeden buradan gitmeyeceğiz” diyerek kendilerini valiliğin demirlerine zincirlediler. Hasan Ocak’ın annesi ilk kez burada gözaltına alındı. Daha sonra dönemin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral’a “Benim oğlum 15 gündür kayıp, bana yardımcı olun” dediği için, zorla kaybedilen Hasan Gülünay’ın eşi Birsen Gülünay’la birlikte “mahkemenin düzenini bozmak” suçlamasıyla 1996 yılında hapis cezasına mahkum edildi ve 18 gün Ulucanlar Cezaevi’nde kaldı.
Ailesi Adli Tıp Kurumu’ndaki kimsesiz cenazelere bakarak Hasan Ocak’ı aramaya devam etti. 15 Mayıs’ta normalde dosyalara bakan memur izinliydi, yerine başka bir memur bakıyordu. O gün tesadüfen aileye gösterilen dosyalardan birinde Hasan Ocak’ın cansız bedeninin fotoğraflarını gördüler. Fotoğraflarla birlikte ailenin arayışı başka kurumlar önünde devam etti. Bir gazetecinin mezarlıklar müdürünün sümen altına sıkıştırdığı bir kağıttan okumayı başardığı mezar numarasıyla, Hasan Ocak’ın işkence edilmiş cansız bedeni Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu. İlerleyen günlerde, 20 Şubat 1995’ten beri kendisinden haber alınamayan Rıdvan Karakoç’un işkence izleri taşıyan cansız bedeni de Beykoz’da köylüler tarafından bulunacak ve kimsesizler mezarlığına gömülecekti.
O dönem “Arkadaşıma Dokunma” kampanyası devam ediyordu. İHD’de yapılan bir toplantıda, Arjantinli Plaza de Mayo annelerinin mücadelesinden de ilhamla, her Cumartesi aynı saatte Galatasaray Meydanı’nda sessizce oturma fikri ortaya atıldı. Bir örgüte ait pankart açılmaması, slogan atılmaması, sessizce oturduktan sonra basın açıklaması okunmasına karar verildi. İlerleyen zamanda açıklamalar her hafta bir kaybın öyküsünü gündeme getirmek üzere kuruldu.
1980’de zorla kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, o dönemi şu sözlerle anlatıyor:
İlk defa Galatasaray Meydanı’na çıkmaya karar verdiklerinde, bu oturmaların Türkiye’nin en uzun soluklu sivil itaatsizlik eylemlerinden birine dönüşeceğini düşünmüşler miydi?
27 Mayıs 1995’te İlk Oturma Eylemi
Böylece kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Lisesi önünde oturmaya başladılar. Galatasaray Lisesi’nin önü özellikle seçilmişti; Maside Ocak’ın deyişiyle, “o saatlerde insanların oradan sıkça geçmeye başlaması, aynı zamanda görünür olmak, duyulur olmak çok çok önemliydi”.
Galatasaray’da ilk kez oturduklarında, iki döviz taşıyorlardı:
“Hasan Ocak gözaltına alındı. Yüzlercesi gibi kayboldu. Ölü bulundu. Katilleri istiyoruz.”
“Rıdvan Karakoç gözaltına alındı. Yüzlercesi gibi kayboldu. Ölü bulundu. Katilleri istiyoruz.”

Galatasaray zorla kaybetmeler gerçeğinin yüksek sesle dile getirildiği, kayıp yakınlarının birlikte güçlendiği bir meydana dönüşüyordu.
O dönem çocuk olan Jiyan Tosun ise meydana gittiği ilk günleri şöyle hatırlıyor:








