İlk eylemlere polis pek müdahale etmedi ve 1996’nın yaz aylarına kadar ciddi bir saldırı yaşanmadı. Hatta dönemin başbakanı Tansu Çiller “Oturur oturur giderler” demişti.
Ama Cumartesi Anneleri/İnsanları oturmaktan vazgeçmediler. Galatasaray Meydanı’nda hep birlikte olmak onlara güç veriyordu.
Polis önce eyleme katılımı azaltmaya, süresini kısa tutmaya ya da farklı biçimlerde Galatasaray önündeki toplanmayı engellemeye çalıştı. Ancak eylemlerin devam etmesiyle polisin müdahalesi de giderek sertleşti ve her cumartesi “Adeta şaşmaz bir başka randevu başladı.”
Bir yandan Cumartesi Anneleri/İnsanları’na destek de büyüyordu. Ahmet Kaya “Beni Bul Anne”, Sezen Aksu “Cumartesi Türküsü” şarkılarını bu dönemde yayınladı.
1 Haziran 1996 günü, kayıp yakınlarının her zaman oturdukları yer polisler tarafından işgal edildi. 8 Haziran 1996 günü, İstanbul’da Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı HABITAT II zirvesi devam ederken, kayıp yakınları ve zirveye katılan kuruluşların delegelerinden oluşan, Cumartesi Anneleri/İnsanları’na destek olmaya gelmiş bir grup polis tarafından sürüklenerek gözaltına alındı. Bu durumu protesto etmek üzere toplanan bir başka grup da benzer şekilde şiddete maruz bırakılarak gözaltına alındı. O gün gözaltına alınan 668 kişi hakkında daha sonra “izinsiz gösteri yaptıkları” gerekçesiyle dava açıldı.
Takip eden haftalarda Galatasaray Lisesi önünde toplanan kayıp yakınları, eyleme destek vermek isteyen kişiler ve hatta gözaltıları engellemek için polisle tartışan avukatlar da gözaltına alınmaya başlandı.

1996-1997 döneminde ise Emniyet Müdürlüğü’nün “Kayıp Kişileri Araştırma Gezici Aracı” meydana gelmeye başlamıştı. Otobüsten yapılan anonslarda kayıp yakınlarına bilgi vermeleri çağrısında bulunuluyor, “Kayıplarınızı doğru yerde arayın. İçinizdeki provaktörlere kanmayın” deniyordu. Emniyetin bu girişimi kayıp yakınları tarafından “aldatmaca, acı bir alay, göz boyama, ciddiyetsizlik” olarak yorumlandı ve protesto edildi. Cumartesi Anneleri/İnsanları, tüm başvurularına rağmen hiçbir yasal işlem yapılmaması karşısında meydana “Kayıplar Otobüsü”nün getirilmesinin “samimiyetsiz” olduğunu söylüyordu. 1998 yılı başından itibaren otobüs meydana gelmemeye başladı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları’yla dayanışma ise büyüyerek devam ediyordu. 30 Mayıs 1998 günü Arjantinli Plaza de Mayo anneleri de eyleme destek olmaya gelmişlerdi.
Ancak 15 Ağustos 1998’e denk gelen 170. haftadan itibaren 30 hafta boyunca sürecek bir şiddet sarmalına girilmesiyle kayıp yakınlarının artık yeni ‘stratejiler’ benimsemeleri gerekti.
Jiyan Tosun da cumartesi günleri yaşanan şiddetin çocukluk hatıralarında yer ettiğini anlatırken, cumartesileri Galatasaray Meydanı’ndan gözaltına alınan annesinin ancak pazartesi günü eve geri geldiği günlerde endişelendiğini anımsıyor.
Polis şiddeti artarak devam ediyordu; 30 hafta boyunca devam eden gözaltılarda 1000’den fazla kişi gözaltına alınmıştı. Bu nedenle Cumartesi Anneleri/İnsanları 1999’da Galatasaray’daki eylemlere ara vermek zorunda kaldılar. Yine de adalet mücadelesinden vazgeçmediler; artık “her yerde olacağız” diyorlardı.
Tüm bu yasak ve müdahalelere rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları önemli bir kazanım elde etmişlerdi. Zorla kaybetmelerin ülke gündemine girmesiyle birlikte zorla kaybedilen kişi sayısı da gittikçe azalmıştı.








