Deneysel biçimler, artan katılım ve ilk kitleselleşme dalgası

2003’ün başlangıç niteliği, 2004’ten itibaren Onur Haftası etrafında daha düzenli bir ritme dönüştü. Bu dönemde yürüyüş yalnızca tekrar eden bir eylem biçimi olarak değil, farklı anlatım ve temsil biçimlerinin denendiği, yaratıcılığın ve kolektif üretimin öne çıktığı bir kamusal alan olarak da şekillendi. 2004 yürüyüşü, sembolik dil ve performatif araçların hareketin ifade repertuarına nasıl dahil edildiğini ve kamusal görünürlüğünü nasıl kurduğunu gösteren örneklerden biriydi:

“2004’te kutular, yani şey böyle buzdolabı gibi büyük cihazların konacağı kutular düşünün. O kutuların içine girdik bazılarımız. Ben de bir kutuya girdim. Kutuların dışına da LGBTİ+’larla ilgili nefret içeren ya da olumsuz haberler, gazete kupürleri yapıştırdık. Yani siz böyle bir toplum olarak bizi bu kutuların içine hapsediyorsunuz gibi. Ondan sonra da neydi? ‘Bizi hapsettiğiniz bu kutular kaderimiz değil’ diye bir pankart hazırlamıştık. İşte Lambda’dan çıktık. Büyükparmakkapı Sokak’taydı o zaman. Bazılarımız kutuların içinde, ben de kutunun içindeyim…” (Patikalar)

2005’te yürüyüş rotasının Taksim Meydanı’ndan başlayarak Galatasaray Meydanı’na uzanması, 2006’da farklı illerden ve farklı örgütlerden katılımların artması katılımın hızla genişlemesini sağladı. 2007’de yaklaşık bin kişilik bir sıçrama oldu. Bu genişleme, İstanbul’un yalnızca bir eylem mekanı değil politik bir okul haline dönüştüğünü gösterdi. Farklı şehirlerden gelen genç LGBTİ+’lar için Onur Yürüyüşü temas kurulan, deneyim aktarılan ve örgütlenme pratiklerinin öğrenildiği bir karşılaşma alanıydı. Bu alanda yalnız olmadıklarını, kendi hikayelerinin başkalarınınkiyle yan yana durabildiğini fark ediyor, birlikte görünür olmanın gücünü hissediyorlardı:

“2007’de işte 1000 kişi yürüdük. 2003’den 2007’ye çok kısa bir sürede 1000 kişiye ulaşmıştık. O bizim kafayı sıyırdığımız yürüyüştü yani. Hepimiz aptal olmuştuk. Çok büyük güç almıştık. Her Onur Yürüyüşü’nde de öyleydi. Her sene tazelendiğimizi, güçlendiğimizi hissediyordum. Türkiye’nin küçük şehirlerinden, kasabalarından, taşradan bir sürü genç insanın böyle hevesle yürüyüşe gelip çok büyük güç aldığını ve o güçle köyüne, kasabasına döndüğünü çok iyi biliyordum ve çok önemliydi. İşte bunu aslında çaldılar yasaklarla bu çocuklardan. Benim Onur Yürüyüşü ile ilgili en büyük üzüntüm odur.” (Patikalar)

Benzer biçimde, araştırmamız kapsamında görüştüğümüz ve bu yıllarda İstanbul’daki LGBTİ+ örgütlenmesinin içinde yer alan bir görüşmecimiz de yürüyüşün kısa sürede büyümesini ve 2007’de ulaştığı ölçeği şöyle hatırlıyor:

“İşte atıyorum bir sene sonra belki elli kişi yüz kişi olduysa sonra yavaş yavaş İşte 2007’de sanırım bin kişiyi geçti. 2007 aynı zamanda Onur Haftası’nın da uluslararası kimlik kazandığı bir yıldı. Çünkü yurt dışından da konuşmacılar çağırmıştık hafta boyu etkinliklerde ve yürüyüşte de bizimle oldular sanırım. Sonra giderek zaten katlanarak büyüdü ve hani bugün az çok bilinen ya da en azından bazılarımız tarafından bilinen şekliyle 2014’e kadar müdahalesiz sürdü. İşte 2014’de de yüz bin kişi tahmin ediliyor.”

DOSYALAR
İstanbul